Salı, Nisan 28, 2009

Etiketleme

Arşivleme ile ilgili yazılarımda etiketlemeyi uzun uzadıya anlatmıştım. Etiket gruplarınızı ve etiketlerinizi belirlerken işinize yarayacağını düşündüğüm bir şeyi paylaşmak istiyorum.

Şu anda internette çok fazla fotoğraf paylaşım sitesi var. Hem yerli hem yabancı olan bu sitelerden çok kullanılan 4 tanesinin kullanmakta olduğu etiketleri analiz ettim ve en azından bu 4 site için ortak olan ve dolayısıyla en çok kullanılan etiketleri belirledim. Bir de her sitede olup diğerlerinde olmayanları da ekledim listeye.

Aşağıda bu liste var. Tamamını kullanın demiyorum tabii ki :) Sadece kendi etiketlerinizi belirlerken belki işinize yarar :)



Arşivleme - 3: Etiketleme / Tagging

Fotoğraflarımızı arşivledik ve grupladık. Peki o kadar fotoğraf arasından istediğimiz bir tarz fotoğrafı nasıl bulacağız?

Mesela bir gezi sırasında hem makro hem de manzara çekmiş olabiliriz ve bu manzara fotoğrafları arasında deniz manzarası da var gün batımı da dağ manzarası da. Şu anda belki nerede ne zaman ne çektiğinizi hatırlıyor olabilirsiniz ama fotoğraf sayısı binleri buldukça ve yıllar geçtikçe ilk zamanlarda çektiğiniz fotoğraflarınızı unutabilirsiniz.

Bu nedenle aradığınızı bulmak adına fotoğrafları etiketlemek en etkili yöntem gibi duruyor. Şu anda bir çok program bu etiketleme işlevini size sağlıyor. Önemli olan fotoğraflarınıza vermiş olduğunuz etiketleri yönetebilmek ve bu etiketler arasından filtrelemeler yapabilmek. Bu konuda çok çok iyi iki program var. Bunlardan birincisi Picasa 3, diğeri de Mac kullanıcıları için iPhoto programı.

Her iki programda da etiketleme işlemi çok kolay, vermiş olduğunuz tüm etiketlerin listesini görebiliyorsunuz ve o etiketlere göre arama yapmak da çok basit. Özellikle tüm etiketlerinizin listesini görebilmek, yeni çektiğiniz fotoğraflarınızı etiketlerken çok faydalı oluyor. Hem etiketlerin çokluğunu kontrol altına alabiliyorsunuz hem de tüm arşivleme sisteminiz ile ilgili etiketlerinizde standartlığı yakalıyorsunuz.

Bir örnek vereyim.

Mesela Bursa Gölyazı’ya gittiniz ve 150-200 fotoğraf ile geri döndünüz. Bu fotoğraflar arasında gün doğumu ve gün batımında çektiğiniz fotoğraflar da var, kayık fotoğrafları da var, kuş fotoğrafları da var, göl manzaraları da var, bulutların güzel olduğu manzara fotoğrafları da var. Eğer etiket listenize hakim değilseniz, bu fotoğraflara kayık, köy, göl manzarası, gün batımı, gün doğumu, gölyazı vb gibi bir sürü etiket koyabilirsiniz. Belki sadece bir kere kullanacağınız bir etiketi koyup etiket listesini şişirebilirsiniz veya benzer fotoğrafları farklı şekilde etiketlemiş olabilirsiniz ve bu da arama yaparken tam ve doğru sonuç almanızı engeller.

Bu nedenle etiketlemeye başlamadan önce ayrı bir sistem oluşturmanız lazım gene.

Gene herkesin sistemi farklıdır tabii ki ama benim aklıma en yatan ve benim de uyguladığım sistemi anlatmak istiyorum.

Etiketleri de gruplandırın. Yani etiket gruplarınız olsun ve o etiket gruplarındaki etiketleriniz de belli sayıda olsun.

Benim kullandığım ana etiket grupları şunlar:

Disk No
Yer
Teknik
Konu
(Kişi)
(Diğer)

Disk No:
O fotoğrafın hangi DVD’de olduğunu gösteriyor. Bu grubu kullanmak zorunlu mu? Belki değil ama nedense ben kullanıyorum :)

Yer:
Gidilen yerleri kapsıyor. Dolayısıyla bu grup da her zaman yeni etiketler ile büyüyor olacak. Bu kesinlikle gerekli bir gruplama.

Teknik:
Çekim tekniği ile alakalı. Bu gece fotoğrafı da olabilir, gün batımı ya da portre gibi de olabilir. Bu grubun içindeki etiketlerin neler olacağını en başta belirlemekte ve bir daha ekleme yapmamakta fayda var, ama her zaman istisnalar kaideyi bozabilir :)

Konu:
Bu grup ise en çabuk karışabilecek ve büyüyebilecek grup. Bunun altına manzara da girer, İstanbul da girer, doğa da girer, yusufçuk da girer, arı da girer, papatya da, gül de. Önemli olan bu konuları sizin çekim eğilimlerinize göre belirlemek.

Gölyazı’da çektiğiniz fotoğraflar arasında kayık fotoğrafları da var. Bunlar kayık olarak etiketleyebilirsiniz, ama bundan sonra da kayık çekecekseniz. Bir de kayık dışında başka araç çekecek misiniz? Veya çektiğiniz her farklı araç için ayrı ayrı etiket mi kullanacaksınız (otobüs, uçak, kayık, bisiklet, tramvay.. gibi) yoksa genel bir tanımlama mı yapacaksınız (taşıtlar, deniz araçları, raylı araçlar, hava araçları..gibi)

Aynı şey yusufçuk ve arılar için de geçerli. Yusufçuk ve Arı, ayrı ayrı etiketler mi olacak yoksa Hayvanlar diye genel bir etiket mi kullanacaksınız.

Buna sizin karar vermeniz lazım. Eğer sadece arılar üzerinde bir çalışma yapacaksanız o zaman ayrı bir Arı etiketi olabilir. Ama gezdiğiniz yerlerde gördüğünüz için çektiyseniz arıları, onun için ayrı bir etikete ihtiyacınız olmayabilir. Buna tamamen siz karar vereceksiniz. Eğer bu kararı en başında vermezseniz, ileride başınız çok ağrıyacaktır, benden söylemesi :)

Kişi:
Bu tamamen arkadaşlarınız ve aileniz ile alakalı. Ben bundan 10 sene sonra yeğenimin çekmiş olduğum tüm fotoğraflarını listelemek isteyebilirim. Ben koyuyorum bu grubu da ama bu tamamen size bağlı.

Diğer:
Bu eğer gruplarınız yeterli olmuyorsa veya bazı istisnai fotoğraflar için ek bir etiket gerekirse diye koydum. Sonuçta bu benim yapmış olduğum bir gruplama ve %100 doğru diye de birşey yok.

Bu şekilde her gruptan birer etiketi her fotoğrafa verirseniz, arama yaparken elinizde o kadar fazla seçenek olur. Günbatımında (teknik) çekmiş olduğum dağ manzaraları (konu) etiketlerine göre de arayabilirim, Abant’ta çekmiş olduğum gün batımı ve içinde hayvan olan fotoğraflarımı da arayabilirim.

Bu konuları ne detayda belirleyeceğiniz tamamen size kalmış durumda. Mesela ben İstanbul fotoğrafı çok çekiyorum diye Istanbul diye bir etiket kullanıyorum ama kayıklar için ayrı bir etiketim yok. Şu ana kadar çekmiş 10-15 tane yusufçuk fotoğrafı için ayrı bir etiketim yok, onun yerine genel olarak Hayvanlar diye bir etiket kullanıyorum.

Bu arada seçeceğiniz etiketlere bağlı olarak gruplandırmanızı da paralel olarak oluşturabileceğinizi de hatırlatmak isterim.

Bu arşivleme sistemini ve onun altındaki etiketleme sistemini ne kadar erken oturtursanız o kadar iyi olur. Ben buna çok geç başladım ve şimdi 10.000’in üzerinde fotoğrafı etiketlemek ve gruplandırmak ile meşgulüm ve emin olun gerçekten çok yorucu ve sıkıcı bir iş. Ama ne yazık ki çok gerekli.

Benim anlattığım tamamen benim uyguladığım ve bana en mantıklı gelen sistem. Ama sizin uygulamakta olduğunuz sistemleri de öğrenmek isterim. Bu şekilde kendi eksikliklerimi de görmüş olurum.

Arşivleme - 2: Gruplandırma

Daha önceki yazımda fotoğrafların nasıl yedekleneceğini anlatmıştım. Şimdi ikinci soruya bakalım. Fotoğraflarımı nasıl gruplandıracağım?

2 tane ana gruplama sistemi uyguluyorum. Bir tanesi konu veya yer bazında gruplama diğeri de DVD bazında gruplama.

Bir yere gidip çektiğim fotoğrafları o gittiğim yerin adı ve tarih bilgisi ile bir dosyada tutuyorum. Mesela 2009 Nisan ayında Kıyıköy’e gittiysem burada çektiğim fotoğrafları 2009-04-Kıyıköy olarak bir dosya altında tutuyorum. Bu dosya içerisinde hem portre fotoğrafları olabilir, hem makro hem manzara hem de arkadaşlarımın fotoğrafları olabilir. Hepsi bu dosya altında duruyor.

Eğer bir gezi ya da etkinlik haricinde karışık fotoğraflar çektiysem bunları da konu bazında ama gene tarih bilgisi ile birlikte tutuyorum. Mesela her hangi bir geziye gitrmeden ya da bir etkinliğe katılmadan 2009 Mart ayında değişik yerlerde çektiğim fotoğraflar var. Bunlar arasında portreler de var manzaralar da. Bu durumda bunları 2009-03-Portre ve 2009-03-Manzara olarak dosyalıyorum. Bu dosyalama şekline gitmemin sebebi de yedekleme ve bulma konusu ile alakalı.

Bu şekilde adlandırdığım tüm dosyaları alt alta koyduğunuz zaman bir tarih silsilesi içinde tüm fotoğraflarım durmuş oluyor. Bu da bana fotoğraflarımı DVD’lere kopyalarken hem bir genel mantık sağlıyor hem de hangi DVD’ye hangi dosyayı kopyalayacağım sorusunun cevabını otomatik verip işimi kolaylaştırıyor. Yani ilk DVD’de ilk çekmiş olduğum fotoğraflar var. Son DVD’de de son çekmiş olduğum fotoğraflar var. DVD’ye kaydettiğim fotoğraflarımı da harddisk’imde DVD numarası bazında da takip ediyorum.

Öte yandan, konu bazında gruplamak, ileride bir fotoğrafı arayacağınız zaman o fotoğrafınızı da bulmayı kolaylaştırıyor. Özellikle biraz sonra bahsedeceğim etiketleme yöntemi ile benzer bir uygulama olduğu için de çok kolaylık sağlıyor. Burada yapacağınız konu gruplaması, eğer biraz sonra anlatacağım etiketleme ile paralel yapılırsa hem etiketlerken hem de istediğiniz fotoğrafı ararken büyük kolaylık sağlıyor.

Aslında gruplama yaparken, hangi fotoğraflarınızın DVD’ye kopyalandığı hangilerini kopyalanmadığı şeklinde de bir ayrıma gidilebilir (arşivlenenler – arşivlenmeyenler). Örnek vermek gerekirse, en son çektiğim fotoğraflarımın toplam büyüklüğü bir DVD hafızasına yakın olduğu zaman onları DVD’ye kopyalıyorum. Ve bu DVD’ye kopyaladıklarımı da kopyalananlar arasına taşıyorum.

Özetlemek gerekirse hard disk’imde fotoğraflar şu şekilde grupluyorum:

Arşivlenenler
------>DVD-1
------>------>2009-01-xxxx
------>------>2009-01-yyyy
------>DVD-2
------>------> 2009-01-zzzz
------>------> 2009-02-xxxx
Arşivlenmeyenler
------>DVD-3
------>------> 2009-03-aaaa

Tabii bu devamlı bir arşivleme ve kontrol gerektiriyor. Ama daha sonra istediğim fotoğrafı bulmamda da son derece faydalı.

Son konu olan arama - bulmaya da bir sonraki yazımda bakacağız.

Arşivleme - 1: Yedekleme / Back-up

Fotoğraf arşivinizdeki fotoğraf sayısı arttıkça, bu fotoğrafların yönetilmesi giderek zorlaşıyor. Aradığınız fotoğrafı, binlerce fotoğraf arasından rahatça bulabilmek, ve bu fotoğrafların kaybolma riskini azaltmak için belli bir arşivleme sistemini vakit geçirmeden oturtmakta fayda var.

Bu konuda tek bir doğru yok, bu arşivleme mantığı veya sistemi kiiden kişiye değişir. Ama ben kendi uyguladığım sistemi en azından bir örnek olması açısından paylaşmak istiyorum.

İyi bir arşivleme sistemi bana göre 3 soruya cevap verebilecek şekilde oluşturulmalı:

1- Nasıl yedekleyeceğim?
2- Nasıl gruplandıracağım?
3- Nasıl bulacağım?

Bu 3 soru birbirini etkileyen sorular. Bu nedenle her biri hem ayrı ayrı hem de diğerleri ile ilintili olarak düşünülmeli. Dolayısıyla, nasıl gruplandıracağınıza karar vermiş olsanız bile nasıl bulacağınız ile ilgili olarak vereceğiniz bir karar bu gruplandırmayı etkileyebilir. Bu da nasıl yedekleyeceğinizi de değiştirebilir. Tam tersi de mümkün tabii.

Bu ilişkiyi unutmadan her biri için ayrı ayrı cevap verelim şimdi.

1 – Nasıl Yedekleyeceğim?

Çoğumuz artık dijital fotoğraf çekiyoruz ve bu fotoğraflar da ya bilgisayarlarda ya da harici hard disk’lerde saklanıyor. Ancak hard diskler sık sık çökebiliyor, format yiyor dolayısıyla çok güvenilir araçlar değiller. Dolayısıyla tüm fotoğrafları tek bir hard disk’te saklamak çok riskli. Bu nedenle hem bilgisayarda hem de hard disk’te birer kopyalarının bulunmasında fayda var.

Bu yeterli mi peki? Bence değil. En basitinden bilgisayara bir virüs bulaştığı zaman o bilgisayara bağladığınız hard disk’e de virüs bulaşması an meselesi. Bu nedenle her türlü riske karşı fotoğraflarınızı boş DVD’lere de kopyalanması riskimizi azaltan bir önlem olarak düşünülebilir. Burada unutulmaması gereken son faktör de boş DVD’lerin de birer ömrünün olduğu gerçeği. Genelde 5 sene diye belirtilse de daha kısa zamanlarda (mesela 2-3 senede bir) bu DVD’leri de yenilemek faydalı olacaktır. Yani eski DVD’lerimizi yeni DVD’lere kopyalamalıyız.

Diğer sorulara da sonraki yazılarımda devam edeceğim.

Cuma, Nisan 17, 2009

Back Focus / Front Focus

Çoğumuz fotoğraf çekerken fotoğraf makinasındaki autofocus (AF) yani otomatik netleme özelliğini kullanıyoruz. Bunu da vizördeki noktalardan seçmiş olduğumuz noktayı konumuz üzerinde net olmasını tercih ettiğimiz noktanın üzerine getirip deklanşöre yarım basarak yapıyoruz ve netledikten sonra da deklanşöre tam basarak fotoğrafı çekiyoruz.

Bazen bu şekilde çekmiş olduğumuz fotoğraflarda netleme yaptığımız yerin net olan alanın dışında kaldığını da görebiliyoruz. Eğer böyle durumlarla sık sık karşılaşıyorsanız fotoğraf makinanızın netlemesinde problem olabilir ve buna da genelde back focus ya da front focus deniliyor.

Yani fotoğraf makinası netleme yapılan yerin önüne netlemiş oluyor (front focus) ya da arkasına.

Peki makinanızda böyle bir problem olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Aslında çok basit.

(Ölçeğin orjinal boyutu için fotoğrafa tıklayın)


Bunun için yukarıdaki fotoğrafta yer alan ölçeği tam boyda bastırmanz gerekiyor. Üzerindeki rakamlar arasındaki mesafe eğer kağıt 45 derece eğimle tutulursa tam karşıdan bakıldığında 1 cm'e eşit oluyor.


Bu nedenle bu ölçeği makinanıza 45 derece duracak şekilde tutup en ortadaki siyah çizgiye netleme yapmanız ve fotoğrafınızı çekmeniz gerekiyor. Eğer çektiğiniz fotoğrafta netlik bu çizgi üzerinde ise bir problem yok demektir.

Tabii burda ne kadar açık diyaframla test yaparsanız o kadar daha doğru sonuç alırsınız. Özellikle açık diyaframlarda net alan derinliği çok dar olduğundan, eğer makinanız tam ortadaki çigiye netleme yaptığınız halde öne veya arkaya netleme yaptıysa, tam ortadaki çizgi bu net alanın dışında kalacağından problem olduğunu daha net görebilirsiniz. Kısık diyaframlarda öne veya arkaya netleme yapıyor olsa bile tam ortadaki çizgi de net alana gireceğinden problemi göremeyebilirsiniz.

Bu sorunun sizlerde olmaması dileğiyle...

Perşembe, Nisan 16, 2009

Juza Photo

İtalyan bir fotoğrafçının yapmış olduğu sitesinden bahsetmek istiyorum bu sefer.

Sitenin adresini sol menüdeki link'lerin arasına ekledim ama gene de burada belirteyim:

http://www.juzaphoto.com/

Profesyonel olarak fotoğrafçılık ile ilgilenen Juza'nın sitesinde hem çekmiş olduğu birbirinden harika fotoğrafları var hem de yapmış olduğu incelemeler ve yazdığı makaleler. Özellikle Photoshop konusunda makaleleri, yeni başlayanlar için gerçekten çok öğretici ve faydalı.

Bütün bunların yanısıra bir de forum sayfası var ki kendisi de bu forumlara aktif olarak katılıyor ve çok fazla şey tartışılıyor. Dolayısıyla da faydalı :)

Profesyonel ve başarılı birisi ama maillere gayet sıcak bir şekilde cevap veriyor.

Gerçekten son zamanlarda gördüğüm en güzel ve faydalı sitelerden birisi. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Salı, Nisan 14, 2009

Pozlama: Özet

Uzun bir kaç yazıdan sonra, pozlama, diyafram, enstantane ve ISO ile ilgili küçük bir özet yapalım şimdi de.

ISO sabit iken, diyafram ile enstantane ters yönde işliyorlar:

  • Diyaframı kısmak enstantaneyi uzatır
  • Diyaframı açmak, enstantaneyi kısaltır
Belli bir pozlamada, ISO’yu arttırarak:

  • Diyaframı kısabiliriz, ya da
  • Enstantane süresini azaltabiliriz (yani daha hızlı enstantaneler kullanabiliriz).
Belli bir pozlamada ISO’yu azaltırsak:

  • Diyaframı açmamız gerekir, ya da
  • Enstantaneyi uzatmamız gerekir


Çok az ışıklı ortamlarda değerler nasıl seçilmeli?

  • Uzun enstantane hızında çekim yapılabilir, ya da
  • Diyafram açılabilir, ya da
  • ISO değeri arttırılabilir

Çok ışıklı ortamlarda ne yapabiliriz?

  • Hızlı enstantane kullanılabilir, ya da
  • Kısık diyafram kullanılabilir, ya da
  • şük ISO seçilebilir

Pozlama ve ISO

Daha evvelki yazılarımda pozlamaya müdahale edebilmek için diyaframı ve enstantaneyi nasıl kullanacağımızı anlatmıştım. Şimdi bir üçüncü değişken olan ISO'ya gelelim.

ISO hakkında önceki yazılarımda, sensörün (ya da filmin) ışığa olan hassasiyet seviyesi diye kısa bir tanımlama yapmıştım. Aslında bu tanımlama yeterli bir tanımlama. Sadece biraz daha açmak lazım.

ISO değerleri 50, 100, 200, 400, 800, 1600.. gibi gider. Ve bu değer yükseldikçe sensörün (ya da filmin) ışığa olan duyarlılığı da artar. ISO 50 sensörün ışığa en az duyarlı olduğu durumu anlatırken, ISO 100'de bu duyarlılık iki katına çıkar. Bu rakamlar geleneksel rakamlar olup gelişen ve yaygınlaşan dijital fotoğraf makinalarında bu rakamların altına ve çok üstüne çıkılabilir. Aynı zamanda bu değerlerin arasında yer alan ara değerler de kullanılabilir. Günümüzde, üst düzey d-SLR makinalarda 25,000 ISO seviyelerine ulaşılmıştır.

Duyarlılığın artması ışığın az olduğu ortamlarda, yeterli ışığın sensöre düşmesini sağlayabilmek amacıyla uzun enstantaneler kullanmadan, çekim yapabilmemize olanak sağlar. Bu da özellikle gece çekimlerinde, iç mekan çekimlerinde işimize yarar.

Örnek vermek gerekirse, bir akşam üzeri, ışığın az olduğu bir ortamda fotoğraf çekmek istiyoruz ve 100 ISO’da pozometremiz bize f/4 ve 1/10 saniye değerleirni veriyor. 1/10 saniye ile yapılan çekimlerde titreme ihtimali çok yüksek olduğundan, diyaframı sabit tutup ISO’yu 100 yerine 200 yapmamız durumunda, pozometremiz bize f/4 ve 1/20 saniye verecektir. Ya da ISO 400 olsun. Bu durumda enstantanemiz 1/40 olacaktır. Ki bu da titremenin önüne geçecektir.

Ancak her güzel şey gibi ISO’yu arttırmanın da dezavantajlı yönleri vardır. Özellikle yüksek ISO seviyelerinde, noise denilen kumlanmalar oluşur. Bu da fotoğrafın kalitesini ve netliğini düşürür. Dolayısıyla ISO seçeneği güzel bir seçenek gibi gözükse de, en son tercih olarak kullanılmalıdır ve en açık diyafram ile beraber eğer konumuz da müsait ediyorsa tripod üzerinde uzun enstantaneler tercih edilmelidir.

Nikon d5000

Nikon yeni modelini bugün duyurdu. İlk izlenimlere göre d60 ve d90 arasında bir yere konumlandırılabilecek ona yeni d5000, Canon Eos 500d'e cevap gibi duruyor.

http://www.dpreview.com/news/0904/09041402nikond5000.asp

Pazar, Nisan 12, 2009

Pozlama: Diyafram ve Enstantane

Daha önceki yazılarımda pozlama nedir ve pozlamayı etkileyen değişkenlerden ikisi olan diyafram ile enstantaneyi anlatmıştım.

Şimdi doğru pozlamada bu iki değerin birbirleri ile olan ilişkisine bakalım.

Her bir fotoğraf için, belli bir ISO değerinde, fotoğraf çekilen ortamdaki ışığın yoğunluğuna ve şiddetine göre optimum pozlamayı veren bir diyafram değeri ve bir de enstantane süresi vardır.

Optimum pozlama için gerekli olan bu değerlerin bilinmesi gerekmektedir. Bu noktada, ışığın şiddetini okuyan ve buna göre doğru pozlama için gerekli diyafram ve enstantane değerlerini bize veren pozometre denilen ölçüm cihazından yararlanırız. Pozometreler makinanın içinde yer alır ve deklanşöre yarım bastığımızda otomatik olarak bu ölçümü yaparlar. (Harici olarak kullanılan el pozometreleri de vardır, ama onlara şimdilik değinmiyorum.)

Bu değerleri değiştirdiğimiz zaman bunun sonucu ne olur peki?

Bunu bir örnek ile anlatalım. 100 ISO'da, çekmek istediğimiz fotoğraf için optimum pozlamayı sağlayacak olan değerler f/5.6 ve 1/60 olsun.

  • Diyaframı f/5.6'da sabit tutup enstantaneyi 1/60 yerine 1/120 yaptğımızda, içeri giren ışığın süresi yarıya inecek ve sensöre bir öncekine göre yarısı kadar ışık düşmüş olacaktır. Bu nedenle de fotoğrafımız olması gerekenden daha az pozlanmış olur.
  • Bunun tersi olarak enstantaneyi 1/60 yerine 1/30 olarak değiştirdiğimizde, bu sefer 2 katı ışık sensöre düşecek, bu da fotoğrafın olması gerekenden daha fazla pozlandığı anlamına gelecektir.
  • Aynı mantık, ama ters yönde, diyafram için de geçerlidir. Enstantane sabit tutularak diyaframımızı f/5.6 yerine f/4 seçersek, bu sefer 2 katı daha fazla ışık sensöre girecek ve fazla pozlama yapılmış olacaktır.
  • Ya da f/5.6 yerine f/8 seçseydik, bu sefer ilk pozlamamıza göre yarısı kadar ışık sensöre düşecek ve bu da fotoğrafın az pozlandığı anlamına gelecekti.

Bu mantıkla, diyaframı 1 stop kısıp enstantaneyi de 1 stop arttırdığımızda, yani f/5.6 ve 1/60 saniye yerine f/8 ve 1/30 saniye seçmemiz durumunda her iki müdahale birbirini netleyeceğinden optimum pozlamamız değişmemiş olacaktı. Bu da doğru pozlama için tek bir tane enstantane-diyafram seçimi olmayacağını gösteriyor. Yani aşağıdaki örneklerin hepsi yukarıdaki örneğimize göre doğru pozlamayı verecek:

f/4 ve 1/120 saniye
f/5.6 ve 1/60 saniye (örneğimiz)
f/8 ve 1/30 saniye

Peki hangisini seçeceğiz?

Burada bize yön verecek olan ilk önemi konu, o anki ışık koşulları olacaktır. Eğer ışık yeterli değil ise, fotoğrafın çekilebilmesi için uzun enstantanelere ve/veya açık diyaframlara ihtiyaç duyarız. Ancak seçebileceğimiz en açık diyafram açıklığımız objektifin maksimum diyafram açıklığı ile kısıtlı. Bu nedenle en açık diyaframı kullanmak bile bazen işimize yaramayacaktır ve uzun enstantanelere ihtiyacımız olacaktır. (Ki bazen amacımız doğrultusunda en açık diyaframı da seçmek istemeyebiliriz) Bu durumda da ilk yazılarımda bahsettiğim titreme sorunu ortaya çıkacaktır.

Bir başka önemli konu da fotoğrafta neyi amaçladığımız ile ilgili. Diyaframın net alan derinliğini etkilediğini daha evvel belirtmiştim. Aynı şekilde uzun pozlama (uzun enstantane süreleri) ile hareketi gösterdiğimizi ve hızlı bir enstantane ile de hareketi dondurduğumuzu açıklamıştım. Bunlardan hangilerini elde etme istiyorsak diyafram ve enstantane değerlerini bu amacımıza göre belirleriz. Ama yine de bizi bu konuda yönlendirecek olan asıl kısıt ışık koşulları olduğu için, az ışıklı ortamlarda titreme olmadan çekim yapabilmek için ISO'yu nasıl kullanabiliriz ona bakalım.

Ki bu da bir sonraki konumuz olsun :)

Pozlama ve Diyafram

Bir önceki yazımda enstantaneyi ele almıştım.

Şimdi diyaframa bakalım.

Diyafram, bir objektifin içinde yer alan ve açılıp kapanarak sensöre düşecek ışığın miktarını belirlemeye yarayan bir mekanizmadır.


Soldaki resimde kısık bir diyafram görürken sağdaki resimde açık bir diyafram görüyoruz. Resimden de belli olduğu üzere kısık diyaframdan geçen ışık açık diyaframdan geçen ışığa göre daha az olacaktır.

Diyafram değerleri, enstantane değerleri ile yakından ilişkilidir. Enstantane değerlerinde yer alan paydanın karakökü alınırsa diyafram değerleri bulunur. Bunun için 1 saniyeden uzun enstantaneleri de paydalı olarak yazmamız lazım:


4/1 - 2/1 - 1/1 - 1/2 - 1/4 - 1/8 - 1/15 - 1/30 - 1/60 - 1/120 - 1/250 - 1/500

Paydada yer alan 1, 2, 4, 8, 15, 30, 60, 120, 250, 500 rakamlarının karakökünü alırsak şu rakamları elde ederiz:

1 - 1.4 - 2 - 2.8 - 4 - 5.6 - 8 - 11 - 16 - 22

Bu rakamların her biri bir diyafram açıklığını belirtir ve diyafram değerleri f harfi ile gösterilir.

f/1 - f/1.4 - f/2 - ... gibi

Her bir diyafram değeri bir öncekinin yarısı açıklığındadır. Yani diyafram değerindeki rakam büyüdükçe, diyaframın açıklığı kısılır:


Yani f/1.4 en açık diyafram değeri ve dolayısıyla en fazla ışık geçiren diyafram açıklığı iken, f/2 bunun yarısı kadar açıktır ve yarısı kadar ışık geçirir. En kısık diyafram değeri bu örnekte f/8'dir ama diyaframın en açık ve en kısık değerleri her objektifte farklı olabilir.

Bir objektifin diyafram açıklığı o objektifin hızını belirler. Çünkü en açık diyafram değerleri o kadar fazla ışık geçireceğinden, enstantane sürelerinin kısalmasına olanak sağlar ki bu da perdenin hızlı açılıp kapanması demektir. Bu nedenle en açık diyafram değeri f/2.8 olan bir objektif en açık diyafram değeri f/5.6 olan bir objektife göre daha hızlıdır.

Seçilen diyafram değeri çekilen fotoğraftaki net alanın ne kadar olacağını belirler. Ancak pozlama konusunu tamamlamak adına onu daha sonraki bir yazıya bırakacağım.

Bir sonraki yazıda ise, pozlamada diyafram ve enstantanenin birbirleri ile ilişkisini anlatacağım.

Pozlama ve Enstantane

Bir önceki yazımda, pozlamanın ne demek olduğunu anlatmıştım.

Kısa bir tekrar yapacak olursak, bir sensörün (ya da filmin) üzerine düşen ışığın miktarı ve süresinin belirlenmesi pozlamadır.

Pozlamanın en doğru seviyede olması ise doğru pozlama anlamına gelir.

Bildiğiniz üzere sensörler (veya filmler) belirli bir ışık hassasiyetine sahiptir. Bu hassasiyete ISO ya da ASA hızı denir. Belirli bir şık hassasiyetinde olan bir sensör (ya da film) için doğru pozlamaya ulaşmak için diyafram ve enstantane değerlerini kullanırız.

Şimdi enstante ne, ona bakalım.

Enstantane

Fotoğraf makinasının içinde sensörün önünde bir perde yer alır. Bu perde sensöre düşen ışığı kesmeye yarar ve biz deklanşöre bastığımızda bu perde açılıp kapanır. İşte bu açılıp kapanma süresine enstantane süresi denir ve pozlama bu enstantane boyunca oluşur.

Enstantane süreleri saniye cinsinden gösterilir:

4' - 2' - 1' - 1/2 - 1/4 - 1/8 - 1/15 - 1/30 - 1/60 - 1/120 - 1/250 - 1/500... gibi

Dikkat edilirse, kullanılan değerler bir önceki değerin yarısı şeklinde gidiyor. Bu değerler geleneksel değerler olup eğitimlerde hep bu değeler gösterilir ama günümüzde iyice yaygınlaşan dijital makinalarda ara değerler de kullanılır:

1.5' - 1/40 - 1/50.. gibi

Enstantene rakamsal olarak küçüldükçe perdenin açık kalma süresi azalır ve perde daha hızlı bir şekilde açılıp kapanır. 1' saniye açık kalan bir perde, 1/500 saniye açık kalan perdeye göre daha uzun süre ışık geçireceğinden enstantane süresi arttıkça sensöre düşen ışığın süresi de artar. Uzun süreli enstantaneler ile yapılan pozlamaya uzun pozlama denir.

Uzun pozlama yapılırken perdenin açık olacağı süre de uzun olacağından fotoğrafta daha evvel bahsetmiş olduğum titreme oluşur. Bu konuda daha fazla detayı daha önceki "*" yazımda bulabilirsiniz. Ama kısaca söylemek gerekirse, elde yapılan çekimlerde enstantanenin belli bir sürenin altına inilmemesi gerekir.

Hızlı enstantane ile çekilen konunun hareketlerini dondurulması sonucunu oluşturur.

Fotoğraf: Kemal Kestelli

Bu fotoğafta 1/800 enstantane kullanılmış ve görüleceği üzere, çocuğun yürürken çıkartmış olduğu damlalar havada donmuştur.

Yavaş enstantane ise hareketi görmemizi sağlar.

Fotoğraf: Kemal Kestelli

Bu fotoğrafta 2 saniyelik bir enstantane kullanılmış ve suyun hareketinin görülmesi sağlanmıştır. (Bu fotoğraftaki 2 saniyelik pozlama uzun bir pozlama olduğundan, titreme olmaması amacıyla bir tripod kullanılmıştır.)

Kısaca enstantane ile sensöre düşen ışığın süresi belirlenir ve uzun enstantanelerde daha fazla ışık sensöre düşer. Ancak bu da fotoğrafta titreme riskini ve dolayısıyla netlik problemleri riskini yanında taşır.

Pozlamaya etki eden bir diğer değişken olan diyaframı da bir sonraki yazıda anlatacağım.


Perşembe, Nisan 09, 2009

Pozlama Nedir?

İyi bir pozlama, fotoğrafın iyi bir fotoğraf olmasını sağlayan en önemli etkenlerden birisidir.

Peki nedir bu pozlama denen şey?

Fotoğrafı çekerken içinde bulunduğumuz ortamın ışık koşullarına göre makinanızın sensörüne (ya da analog makina kullanıyorsanız filmin üzerine) düşen ışığın miktarının ve süresinin belirlenmesi pozlamanın tanımıdır diyebiliriz.

Eğer sensöre düşen ışığın miktarı ve süresi çok fazla olur ise özellikle fotoğrafını çektiğimiz konunun aydınlık alanlarında beyazlar çok fazla pozlanmış olacak ve bu bölümlerde detay kaybı olacaktır. Ki buna da patlama olmuş denir. (Fotoğraf güzel ama gökyüzü patlamış...gibi) Bu tarz fotoğraflar fazla pozlanmış fotoğraflardır.

Öte yandan eğer sensöre düşen ışığın miktarı ve süresi olması gerekenden az ise bu sefer de konunun gölgeli bölgeleri olduğundan daha da koyu çıkacak yani az pozlanmış olacak ve buralarda detay kaybı olacaktır. Bu tarz fotoğraflar da az pozlanmış fotoğraflardır.

Hem aydınlık hem de gölgeli bölgelerin olduğu gibi fotoğrafa yansıması ise doğru pozlamayı ifade eder.

Doğru pozlamaya nasıl ulaşılır ve doğru pozlama için hangi değişkenleri kullanırız onu bir sonraki yazımda ele alacağım.

Picasa 3

Gerçi uzun zaman oldu Picasa 3'ün piyasaya çıkması ama ancak vakit bulup hakkında yazabiliyorum.

Genel anlamı ile fotoğrafların düzenlenmesi konusunda son derece başarılı bir program. Özellikle fotoğrafları kendiliğinde çekildikleri zamana göre klase etmesi, fotoğraflarını tarihe göre arşivleyen ve tutan birçok fotoğrafçının işine gelecektir.

Fotoğrafların etiketlenebilmesi ve aynı fotoğrafa birden fazla etiket verilebiliyor olması artık hemen hemen tüm fotoğraf ile ilgili programlarda var. Ancak önemli olan sadece etiketlemek değil, aranılan fotoğrafa bu etiketler sayesinde çok rahat ulaşılabiliyor olması.

Fotoğraf editleme olarak tabii ki bir Photoshop kadar başarılı ve kapsamlı değil ama toplu küçültme yapılabilmesi güzel bir artısı Picasa'nın.

Keskinleştirme özelliği eski versiyonlarında son derece kötü idi ve fotoğraflara çok fazla artifact ekliyordu. Bu bozulmalar özellikle fotoğrafların orjinaline uygulanınca son derece belirgin oluyordu. Ancak, yeni sürümünde bu özellik son derece güzel bir hale getirilmiş ve fazla artifact eklemiyor fotoğrafa. Özellikle internet'te paylaşılacak olan fotoğrafların keskinleştirmesi için kullanılabilir.

Ve daha da iyisi, Picasa, 3ncü sürümü ile Mac'lerde de kullanılabiliyor.

Kısacası, arşivleme konusunda ve aradığı fotoğrafını bulmakta sıkıntı yaşayanların imdadına yetişebilecek, kurulumu ve kullanımı basit, bilgisayarı da fazla yormayan bir program.

Pazartesi, Nisan 06, 2009

Bekleyiş Sergisi

Benim de bir parçası olduğum İFSAK 150. Temel Eğitim Semineri grubunun "Bekleyiş" temalı fotoğraf projesinin sergisi 4 Nisan 2009 tarihinde İFSAK'da sergilenmeye başladı.

Bir seneye yakın bir süredir üzerinde çalıştığımız projemizin sergisi 17 Nisan 2009 tarihine kadar gezilebilecek.